24 Ekim 2017 Salı

Paulo Coelho - Genel

   Bu konu hakkında yazmaya çalışırken çok kez yazıp sildim, artık kahvemi bitirdim, dürüst yazacağım.
   Paulo Coelho; kitaplarıyla, popülaritesiyle ve hiç de fena olmayan yazma yeteneğiyle overrated bir yazardır. Zamanında bende kendisini ilgiyle okudum hatta tüm kitaplarını alıp okuyacak, kitaplığımda sergileyecektim. Can yayınları o zamanlarda kitaplarının kapaklarını daha güzel yapıyordu bununda etkisi var tabi. Ama 4 kitabını ve başka kitaplar da okuduktan sonra fark ettim ki hem kendini tekrara düşüyor(bundan bahseden çok) hemde birkaç eseri dışında boşa yakın. Boş diyemiyorum vay anasını dedirttirecek, aydınlandığınızı zannettirecek çok aforizma var.
  Okuduğum kitaplarına geçmeden önce, yazarın kendisi nazik, lütufkar ve oldukça saygılı bir insan. Kötü bir şey söylemeye gönlüm el vermiyor. Çok yaşamışlığı varmış ama ben kitaplarında bunların kazandırdıklarını değil de, daha çok kalbim temizcilik gördüm.


veronica decided to die veronika ölmek istiyor

   En beğendiğim hatta tek beğendiğim kitabıyla başlayacağım: Veronika Ölmek İstiyor

  Okuduğum üçüncü kitabı olur Coelho'nun... İnsanı uçuracak türden yaşama sevinci getirdi bana -kısa süreliğine de olsa-.
  Hani bazı kitapları tam zamanında okursunuz ya tam olarak öyle oldu. Üzerine de Murakami'nin İmkansızın Şarkısı'nı okudum o da kısmen delilik ve intiharla ilgili ama yazarın kendisi başka bir yazının konusu.
  Veronika normal hayatı olan bir hanım kızımız. Kitabın başında, inançlı olmayan birini intiharın gayet mantıklı bir eylem olabileceği sonucuna vardıran düşüncelere kapılıyor ve intihar etmeye çalışıyor(dikkat çekmeye değil bildiğimiz intihara). Ölemiyor ve kendisini insanların kalmak için rapor aldıkları bir akıl hastanesinde buluyor. 5 günlük ömrü kaldığını öğreniyor.

  Kitabı tek oturuşta bitirebilirsiniz. Günümüzde iyice yaygınlaşmış zihinsel rahatsızlıklar hakkında faydalı olacak bilgiler edinebilirsiniz.
  Depresyon, hüzün, aşk, umutsuzluk... Yine de kitapta bir şeyler eksik gibiydi.

  Paulo Coelho'yu gerçek ününe kavuşturan herkesin çook bayıldığı kitap: Simyacı

  Kitabı okuduktan sonra "acaba problem bende mi yoksa kitabı yerlere göklere sığdıramayanlarda mı?" diye sordum ve buldum:
  İki tarafta da değil. 
  Hayatınızda hiç ciddi anlamda tasavvufi -mistizm çok soğuk gelen bir tabir- terimlerle karşılaşmamışsanız sizi çok etkileyecek vay anasını dedirttirecek bir kitap olabilir. Ama kitap içerisindeki öğretilere aşina ve konu hakkında bilgi sahibiyseniz size de sıradan gelebilir.
  Bilindiği üzere kitap Mesnevi'deki bir hikayeden esinlenerek yazılmış. Bu kitap ondan alınmış bir kap su olsun. Mesnevi'de Uludağ'daki çeşme olsun. Yanlış anlaşılmasın tabii ki ikisinin yan yana konulduğunu iddia etmiyorum.

  Her insanın mutlaka okuması gereken kitaplardan değildir. O tarz listeler zaten kale alınmamalı, herkes farklı şeyler okusa daha iyi.
  Ama Mesnevi'yi, birlikte anlayabileceğiniz birileriyle mutlaka okuyun.

  Neden yazmış bilmiyorum: Aldatmak

  Tüm kitaplarını okumadım ama açık ara okuduğum en kötü kitabı diyebilirim.
  Zahir anlamda aldatmaktan bahsetmiyordur belki diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama değil baya baya aldatmak hemde akla hayale gelmeyecek şekillerdeıhmö... Aslında güzel bir çıkış noktası var kitabın. Çoğu insanın hayal ettiği ideal düzene sahip olan bir kadının bunalımını ve yeniden hissedebilmek istemesini konu alıyor. Çevrenizde bunu yaşayan insanları görebilirsiniz.
  İsviçre'de yaşayan evli çocuklu bir kadın olarak aldatırsanız hayatınıza çok da bir şey olmaz mesajı vermeye mi çalışıyor anlamadım ama bunun kadını erkeği olmaz.
  Sevsinler modern hayatınızı.
  Roman denebilecek kadar olay örgüsü olan bir kitap ama çok rahat bir ülkede geçmesinden mütevellit rahatsız olabilirsiniz -ben oldum-.

İyi hoş ama çok da şey etmemek lazım: Işığın Savaşçısının El Kitabı


ışığın savaşçısının el kitabı paulo coelho

 Yazının bu kısmına geldiğimde fark ettim. Bu kadar yetersiz gördüğüm birinin hakkında neden yazıyorum, neden daha iyi gördüğüm şeyler hakkında yazmıyorum diye. İnanın bende bilmiyorum. Başucunuza koyarsanız okuyamazsınız. Merak etmeniz lazım. Bu kitaptan hemen sonra karar verdim Paulo Coelho okumayı bırakmayı...


  Okunduğunda kişiye aydınlandığını zannettiren aforizmalar + tam olarak anlaşılamayan toplumsal eleştiriler + ana karakteri, birkaç deli dışındaki kişilerin anlamıyor oluşu ve bu kişilerin aptal olması =

                                      ~Paulo dayı kitabı

  Sosyal medyada yaygın olan sert ve aşağılayıcı konuşma huyu bende de var maalesef.
  Yazarın kendisi oldukça duyarlı görünen bir insan ama benim kitapları konusunda izlenimlerim bu şekilde... Bu yazı bana uzun gelen bir süredir sürünüyor o yüzden bir an önce bitirmek istedim.
  Kitap alışverişi yaptığınız sitelerde çok satanlar kısmının yarısını kaplayan yazarlara temkinli yaklaşın derim. Benim bu konularda hata yapmışlığım çoktur.

   Eski bloğumun -tek bir yazısı var- hesabına bakınca kayda değer miktarda ziyaretçi aldığını gördüm ve gaza geldim... Artık düzenli yazmaya gayret edeceğim inşAllah. 

 Twitter ve Instagram adlarımı bioma bırakıyorum.                                                                             Rabbime emanet olun. ✌👌

10 Ocak 2017 Salı

Jane Eyre

  Bu yayınım için afili bir başlık bulma gereği duymadım. Adı yeter küçük Miss Jane Eyre'in. Kitap 150 yılı aşkın süre önce yazılmış ama düşünme yetisi olan her çağdan kadına örnek olabilecek nitelikte. Çok romantik, duygulu -çok ağladığım yer oldu- ve komik. Ciddiyim okumayacaksanız bile alabilir, ortadan açıp açıp Jane ve Mr. Rochester'ın diyaloglarına gülebilirsiniz ben öyle yapıyorum. 

  Spoiler vermemeye çalışarak konuyu özetleyeyim:
  Küçük yaşta öksüz ve yetim kalan Jane, varlıklı amcasının evine yerleşir ama amcası kısa süre içerisinde vefat edeceğinden, karısından Jane'e bakmasını ister. Yengesi bildiğiniz cahil cühela aptalın teki. Başka ne söylenebilir bilmiyorum. Tabii Jane yapılan haksızlıklara susan birisi değil yeri geldiğinde kendini savunur, Allah ne verdiyse tekme tokat kuzenine dalar falan. Katı bir yatılı okula gönderilir ve buradan oldukça donanımlı bir mürebbiye olarak Thornfield (ilk seferde doğru yazdım) malikanesinde iş bulur. İşvereninin ahım şahım yakışıklı olmamasına karşın; gideri olan, zeki, güçlü, gizemli Mr. Rochester olduğunu söylememe gerek yoktur herhalde...  Jane ile girdikleri diyaloglar yüksek sesle güldürmekten ağlatabilir.


Jane Eyre by İstanbul's bookish society
  2011 yapımı filmi yeni çıktığı dönemde gözüme çok güzel gözükmüştü. O zaman Gurur ve Önyargı'ya bayılırdım tabii bunlar sonradan oturdu. Film oldukça iyi. Tabii ki eksiklikleri var ama yinede güzel bir uyarlama. Mia Wasikowska (yine doğru yazmışım) yakışmış ve Michael Fassbender ile kimyaları uymuş.

  Bir süre yatılı okumuş birisi olarak söyleyebilirim ki yatılı kadar insanı ortaya çıkaran çok fazla şey yoktur. Neyseniz O'sunuzdur. Gittiğiniz yer ne kadar düzgün olursa olsun yatılıda çeşitli haksızlıklar, hayal kırıklıkları, can sıkıntısı verecek insanlar olur. Hayat daha mı kolay? Değil ama olsun yatılı zor. O yüzden yer yer tutamadım salyayı sümüğü göz yaşlarımla saldım. Aslında hissettiklerimi pek çıkartmam dışarı; beni en baba filmler, kitaplar dahi ağlatamaz ama var bu kitapta bir şeyler çünkü yatılıdan arkadaşlarımda açmışlar muslukları.

  Can Yayınlarının fiyatı diğer yayınlara göre biraz tuzlu olabilir ama oldukça kalitelidir gerek çeviri gerekse basım kalitesi olarak.

  Hem katacağı şeylerden hemde okurken alınan zevklerden ötürü okuyun, okutturun efenim. İlk emir zaten "OKU". Doğru okumayla kazanılır tevazu. Ne demiş Einstein amca "Bilgi arttıkça ego azalır, ego fazlaysa bilgi azdır" diye... Bilgiden kasıt farklı bir şey anladın sen onu.

  Rabbim işinizi rast getirsin  🆓🖖🏻